“Başlasam aslında yapacağım… ama o ilk adımı atamıyorum.”
Eğer bu cümleyi sık sık kuruyorsan, yalnız değilsin. Birçok öğrenci için en zor kısım, konuyu anlamak değil; masaya oturup ilk 5 dakikayı başlatmak.
Peki beyin neden başlamayı bu kadar sevmiyor?
Beynin Konfor Alanı: Tehdit Algısı ve Erteleme
Beynimizin temel görevi, bizi tehlikelerden korumak. Yeni, belirsiz veya zor gelen her iş, beynin ilkel kısmı tarafından “küçük bir tehdit” gibi algılanabiliyor.
- “Ya anlamazsam?”
- “Ya çok zor çıkarsa?”
- “Ya yine yarım bırakırsam?”
Bu düşünceler, başlama anında kaygıyı yükseltiyor. Kaygı yükselince beyin, seni korumak için şu yolları deniyor:
- Sosyal medyaya kaydırmak
- Odayı toplamaya “acil” ihtiyaç hissettirmek
- “Sonra, daha hazır hissettiğimde başlarım” dedirtmek
Yani sorun “tembellik” değil; çoğu zaman kaygı + belirsizlik.
Mükemmeliyetçilik de Bir Tuzak
“Tam odaklı olacağım, 2 saat kesintisiz çalışacağım, sonra başlayacağım.”
Bu cümle kulağa disiplinli gibi gelse de, aslında mükemmeliyetçiliğin bir tuzağı. Beyin şunu düşünüyor:
“Madem bu kadar büyük ve zor bir şey, o zaman erteleyelim.”
Oysaki alışkanlıklar, büyük sıçrayışlarla değil, küçük ama tekrar eden adımlarla oluşur.
Başlama Kaygısını Aşmak İçin Psikolojik Yollar
Aşağıdaki yöntemleri, bugün bile deneyerek başlama kaygını hafifletebilirsin.
1. Görevi Küçült: “Sadece 5 Dakika” Kuralı
Beyin büyük işleri sevmez, küçük ve net işleri sever.
- “Tüm denemeyi bitireceğim” yerine
- “Sadece ilk 5 soruya bakacağım”
- “Sadece 5 dakika paragraf çözeceğim”
De ki: “Başlamak için sadece 5 dakikalığına oturuyorum.”
Çoğu zaman, 5 dakika dolduğunda zaten devam etmek istersin. Çünkü beyin, başladıktan sonra işe uyum sağlar.
2. Belirsizliği Azalt: Mikro Plan Yap
“Bugün çalışacağım” çok belirsizdir.
“Bugün 19.00–19.25 arası Matematik – Problemler 10 soru çözeceğim” nettir.
Ne kadar net olursa, beyin o kadar az kaygı üretir.
Çalışma öncesi 1 dakikanı ayırıp şunu yazabilirsin:
- Konu: Fonksiyonlar
- Süre: 20 dakika
- Hedef: 8 soru
3. Duygunu Fark Et ve İsimlendir
Başlamadan önce kendine sor:
- “Şu an ne hissediyorum? Kaygı mı, sıkılma mı, suçluluk mu?”
Duyguyu isimlendirmek, beynin duygusal merkezini sakinleştirir.
“Şu an kaygılıyım ama bu, başlayamayacağım anlamına gelmiyor” demek, duyguyu yönetmene yardım eder.
4. Ortamı Beynine Mesaj Olarak Kullan
Dağınık masa, açık bildirimler, yatakta çalışmaya çalışma…
Bunların hepsi beyne “çalışma zamanı değil” mesajı gönderir.
- Masanı sadeleştir
- Telefonu diğer odaya veya en azından başka bir yere koy
- Çalışırken hep aynı köşeyi kullan (beynin o köşeyi “odak alanı” olarak tanısın)
5. Alışkanlığı Takip Et: Kendine Görünürlük Sağla
Beyin, gördüğü ilerlemeye bağlanmayı sever. Her gün kaç dakika çalıştığını, hangi derse kaç soru ayırdığını görmek, “Boşa değil, ilerliyorum” hissini güçlendirir.
DersTakip’te seans açıp:
- Kaç dakika odaklandığını,
- Hangi derse ağırlık verdiğini,
- Hangi günlerde aksadığını
görmek, beynine net bir resim sunar. Bu da başlama kaygısını “bilinmezlikten” çıkarıp somutlaştırır.
Son Söz: Küçük Başla, Sık Tekrar Et
Beynin başlamayı sevmemesi, senin başarısız olduğun anlamına gelmiyor.
Bu sadece biyolojik ve psikolojik bir mekanizma. Senin görevin:
- Görevi küçültmek
- Belirsizliği azaltmak
- Duyguyu fark etmek
- Ortamı düzenlemek
- İlerlemeni görünür kılmak
Unutma:
“Büyük başarılar, çok iyi başlanmış değil; çok kez başlanmış küçük adımların toplamıdır.”